

Asansör Kabini
Elimizde kalanla yetinmemiz salık verildi bizlere
Günah dendi yasak dendi
Kalakaldı ellerimiz olduğu yerde
Ne bir türküyle ağıt yakabildik
Ne bir şiire vurulduk
Kaldı yüreğimiz bilinmeyen o yerde
Gidilmemesi gereken o yerde….
Acıyı işlediler tamamen istemsiz damarlarımıza
Ellerinden öteydi şimdi
Sensizlik …
Ve daha acı veremezdi damarlarımdaki ölüm….
Bir asansör kabiniydi şimdi hayatım…
Dibe vuran….
Gelmediğin sürece orada kalan……

HOWL’UN YARALARI
Serin bir esintiye bırakıp kanatlarımı
Süzülerek iniyorum,
Sahilimin sakinliğine…
Yunusların hoş geldin serenatına
Önce denizatları
Ardından
Dalgalar eşlik ediyor…
Bu sevimli karşılama karşısında
Saygıyla eğiliyorum
Toplayıp kanatlarımı
Yürümeye başlıyorum
Dalgaların üzerinde
Yaralarıma tuzlu su sıçradıkça
Canımın yanışı
Ürkütüyor denizatlarını
Sanki biliyormuş gibi
Yaralarımın sebebini…
Öfkeli gözlerle alıp yanlarına yunusları
Uzaklaşıyorlar yanımdan
Dalgalar köpürüp kararıyor
Dostlarına eşlik edercesine
Kusuyorlar lanetlenmiş bedenime…
Şimdi tam zamanı diyerek
Arınabilmek umuduyla
Dalıyorum tuzlu sulara
Umursamadan acıyacak yanlarımı
Kulağımda sert bir melodiyle
Derinliğine iniyorum kara suların
En büyük girdaba doğru yüzüyorum
İçine alıp yutmalı bedenimi…
Öyle de yapıyor…
Gökyüzü iri damlalarını bırakıyorken
Kabaran dalgalara
Lanetime daha fazla dayanamayan
Kızıl girdap
Pul döken bedenimi
Tükürüyor, savurarak…
Gökyüzüne düşüyorum…
Kanatlarımsız…
Gökyüzünden düşüyorum…
Hakedilmiş yaralarla…
Düşüyorum…
Karabasanlarıma hazırladığım
Mayın yüklü
Bulutlarıma…
“DÜŞ”üyorum…


